26 Ocak 2007 Cuma

dictum ac factum

Bazı şeylerin değeri bizden uzaklaştıkça artar, insan doğası gereği kabullenmemiz gereken şeylerden biridir bu. Mesela Sokrates şu an yaşıyor olsaydı, günümüz entellektüel ve felsefe araştırmacılarının peşinden koştuğu bir insan değil, hayatını sokaklarda geçiren pis, bakımsız ve üstelik de eğitimsiz bir "insan hayvanı" olurdu. Onun Sokrates olduğunu anlamak için entellektüellerin yüzlerce yıl çiftleşmesi, anca o süre sonunda doğanların onun değerini anlaması gerekirdi büyük olasılıkla.

"Neredeyse tüm görüşlerimiz, düşüncelerimiz, üstün sayılan kişilerden gelme, başkalarından alınmadır.
...Sokrates'in bize dostlarınca aktarılan konuşmalarını herkes beğendiği için biz de beğeniyoruz, kendi bildiklerimize dayanarak değil. Aramızdan Sokrates'e benzer biri çıksa çok azımız değer verirdi ona.
...Hepimiz güzel olan şeyleri yalnız sivri, şişkin, süslü püslü olarak seviyoruz. Saf ve sade olanlar bizim kaba gözlerimizden kolayca kaçıyor."
Kendimiz Gibi Düşünme - Montaigne (çeviri: Kerim Çetinoğlu)

Uzaklaştıkça, daha doğrusu elden kayıp gidince değeri artan değerlerden biri de dostluktur. Okul dönemini her şeyin aslında daha kolay olduğunu, veya tek sorumluluğumun sınavlardan eli yüzü düzgün bir not almak olduğunu düşündüğüm için değil, her allahın günü birilerine bakmak "zorunda" olduğum için özlüyorum. Zira esas dostluğun değeri de kimsenin kimseye bakmak zorunda olmadığı dönemde anlaşılıyor.


Göremeyen gözlerle bakmak çoğu zaman daha mutlu ediyor.

Montaigne, Etienne de la Botie; Epikuros da Metrodorus, kız kardeşi, matematikçi Poliyanus, Hermarkus, Leonteus, karısı Temista, tüccar Idomeneus gibileriyle yaşarken fark etmiş ki "insanın bütün hayatını mutluluk içinde geçirmesine yardım etmek üzere bilgeliğin bize sundukları arasında en önemlisi dost edinme yetisidir". Hatta Epikuros bu konuda şöyle der: "Bir şey yiyip içmeden önce ne yiyip içeceğinizi değil, kiminle yiyip içeceğinizi düşünün; çünkü yanında arkadaşı olmaksızın yemek yemek ancak bir aslana ya da kurda mahsustur." İşin biraz daha derinine inersek; dostu bu kadar gerekli kılan şey bir nevi Güzin abla (tercihen Güzin abi, veya Güzin abigibiabla, ne bileyim) olması değil; pek çoklarının sandığı üzere paylaşmanın verdiği mutluluk da değil. Ne benciller tanıyorum paylaşmayı aklına bile getirmeden bir şekilde dostluklar kurabilmiş olan -kendim gibi mesela. Dost edinmenin insana sağladığı esas yarar, insana "normal olduğunu hissettirmesidir" bana kalırsa. İlkokul münazaralarını hatırlayın, normal olan bir dünyada anormal olmak kolay mı sizce? (ayrıca çok gezen daha çok bilir bence. isteyene bilimsel olarak kanıtlayabilirim, evet bu ukalalığımın dayandığı bilimsel bir gerçek var) İşte dost bu noktada devreye girip kelimenin başındaki -a'yı söküp atar, paylaşmayı aklınıza getirseniz de, getirmeseniz de.


Dost edindiğini sanmış birisi için aydınlanma anı, hiç dostu olmamış -ki bunların sayıları hiç de azımsanacak kadar değildir- birinden daha zordur. İnsan doğası gereği kabullenmemiz gereken şeylerden biri de nankörlüktür. (tabi peygamberseniz orası ayrı) Sadece en bilge geçmişe şükredip şimdi de aynını istememe olgunluğunu gösterebilir. O zaman bu ucuz piyesin içindeki insan ne yapmalı, öfkesini arkadan konuşup kendini küçülttüğünü fark etmeyerek mi çıkarmalı, üzüntüsünü uzaklaşarak mı gizlemeli, yoksa her zaman olduğu gibi kimsenin bakmadığı -belki de bakmasına izin vermediği- penceresini bir kez daha kapatıp şarkılarda, satır aralarında, filmlerde mi aramalı teselliyi? Bu bilinmezlikten dolayı, o insanın işi daha zordur işte.

Göremeyen gözlerle bakmayı istemekten başka yapılabilecek bir şey yokmuş gibi geliyor.

3 yorum:

Bugra dedi ki...

Dost edinmenin insana sağladığı esas yarar, insana "normal olduğunu hissettirmesidir" bana kalırsa.

sanırım gerçekten öyle biraz düşününce.

senin yazılarında fesefik öğlere yer vermen çok hoşuma gidiyor. lisedeki yetersiz felsefe derslerinden sonra kendimi yine okuldaymış gibi hissediyorum

Olcay dedi ki...

yetersiz felsefe dersi yoktur, yetersiz felsefe öğretmeni vardır - mozambik atasözü

Bugra dedi ki...

mozambikli tontiş dedeler iyi demiş.