Gerekli alan boş bırakılmamalı
10 Eylül 2012 Pazartesi
Madde 22 çekilişi
http://www.kalemsuare.com/2012/09/hediye-kitap-cekilisi-madde-22.html
14 Ekim 2010 Perşembe
Braid

sanitarium'un hep fazlasıyla underrated bir oyun olduğunu düşünmüşümdür. oyunseverler açısından bilinirliğinden bahsetmiyorum, ki o dönemlerde oyunlarla haşır neşir olanların pek çoğunun adını vay beler ile anacağı bir oyundur sanitarium, oyunların tarihsel gidişatı açısından fazlasıyla kıymeti bilinmemiştir bence. elbette ki bu işin ticari yanı durumu bu hale getirdi ama bir point and click adventure oyunu, hatta herhangi bir video oyunu açısından çok sıradışı bir anlatıma sahipti. malesef bu yaratıcılığı onun pek hayrına olmadı.
yıl olmuş 2000 küsür, en fazla oynanan oyunlar "imleci götür ve dokun" konseptinin aşırı süslenmiş halleri. 100'lerce kişi çalışıyor, milyon dolarlar dönüyor, üretilen şey ise temelde komik denecek kadar basit. içine hıncal uluç kaçmış biri gibi konuşmak istemem ama piyasaya çıkan, gamespot'ta ign'de 90-95 puanların havada uçuştuğu oyunlar var ya, aslında onların çoğu oyun değil. valla bak. bir örnek de vereyim; oyun kelimesini teleolojik kökeniyle düşünecek olursam bence portal, half life 2'den daha "oyun". hani şu half life 2'den sonra piyasaya sürülen modvari küçük (ve neredeyse beleş) oyundan bahsediyorum.
oyunların "şöyle böyle interaktif bir film" olma konseptinden sıkılmış bir adam var, adı jonathan blow. gamasutra'ya verdiği röportajda oyun yapımcılarının kafasına kafasına vurulası cümleler sarf etmiş. günümüz oyunlarının pek çoğunun (en çok satanların da aynı zamanda) aynı formülü kullandığını vurguluyor blow: bir yanda "challenge part" dediği düşmanlar-engeller vs., diğer yanda da belli bir doğrultuda ilerleyen hikaye. oyuncunun challenge part'ı başarıyla tamamlaması sonucunda aldığı ödül: hikayenin devamı. ancak hikayenin devamı ile challenge kısmı birbiriyle çatışma halinde, yani hikayenin devam edebilmesi için oyuncunun hikayeyi devam ettirecek kadar challenge'ın üstesinden gelebilmesi lazım. bu nedenle birinin ön plana çıkması gerekiyor; dolayısıyla challenge denen kısım fazlasıyla "challenging" olmuyor (ya da yapılmıyor), kısacası koskoca oyun, ekranın sağına soluna imleci götürüp basarak ilerlediğiniz interaktif -gibi- bir film halini alıyor. oynayan kişi, kimi durumlarda, gerçekten güzel bir hikayeyi oynadığını düşünebiliyor, ama çoğu zaman düşünülmeyen şey bunun aslında "oynanmamış" olduğu. (merak eden olursa röportaj burada)
bu şekildeki filozofik yaklaşımıyla blow, tek başına bir oyun geliştirmeye başlıyor. öyle 100'lerce kişiyle yürütülen bir proje değil, sadece 1-2 kişi alıyor yanına, grafiklerle uğraşması için falan. kısa sürede, bu mario görünümlü 2 boyutlu platform oyunu olan braid, oyuncularla buluşuyor.
göründüğünden çok daha karmaşık, çok daha ciddi ve daha büyük bir oyun braid. büyüklüğü, neredeyse tüm oyun tarihinin yapısökümünü gerçekleştirme çabasından ileri geliyor: 20 küsür yıllık oyunlarla aynı görünümde, dönemin oyun denen cicili bicili programlarına tepkili; bir yandan köklerine sahip çıkarken diğer yandan erekbilimsel olarak oyun işinin özüne inip yapılması gerekeni yapan, ve tüm bunları oynanışla bütünleşik düşünüldüğü zaman gelmiş geçmiş en iyi hikaye (bir oyun için elbette) ile beraber sunan. üstelik tüm bunlar için 100'lerce kişinin yıllarca çalışması gerekmediğini de göstererek.
braid'in yapısı aslında o kadar da karmaşık değil. şöyle diyelim, oyunda yön tuşları haricinde oyuncunun yapabileceği tek şey zamanı geri alabilmek ve zıplayabilmek. (ek olarak son bölümlerde bir de zamanı yavaşlatabilme seçeneği var) zamanın farklı kullanımları ve yerleştirilen cin bulmacalar braid'in temel dinamiklerini oluşturuyor. gelen düşmanlar belli, karşılaşılan engeller belli; ancak farklı bölümlerde oyuncunun karşısına farklı şekillerde çıkan zaman, bu basit görünümlü konsepti birden farklı bir boyuta taşıyor. söz gelimi bir bölümde zamanı geri alınca, sadece zamanı geri almış oluyorken, bir başka bölümde zamanı geri alınca geri alınan zaman süresi içinde yaptıklarınızı tekrarlayan bir gölge oyuncu beliriveriyor. bunun gibi 5 farklı zaman oynaşması durumunda yaratılabilecek bulmacaları bir düşünün.
oyun dinamikleri açısından sektöre ciddi bir başkaldırı olarak nitelendirilebilirliği olsa da braid'in, tek olayı bu değil. hatta esas olayı bu değil. sanitarium'un bilinçaltı-geçmişle alıp veremediklerini braid bir adım daha ileri götürüyor: hikayeyi bizzat oyunun parçası yaparak. görünürde aslında oyuncunun gözüne gözüne sokulan bir hikayesi yok oyunun, veya şöyle demek mümkündür ki doğru hamleleri yapma karşısında oyuncunun aldığı ödül hikayenin devamı değil. yapımcının zamanla yaptığı oynaşmaları hikayeye entegre edişi, zaten duygusal olan tim'in hikayesinin insanın içine işlemesini sağlıyor. (bunda müziklerin de çok ciddi bir payı var şüphesiz. müzik demişken, bir oyunun ilk defa soundtrack'ini edinip mp3 çalarda dinleme zevkini de yaşattı şahsıma braid. sadece bu kemanlı abiler için ayrı bir yazı yazılabilir, onun için fazla uzatmayayım, parantezi de kapatayım, böyle uzun parantez olmaz olsun) nedenini bilmediğimiz bir şekilde "prenses"inden ayrılan tim, yaptığı hataları görmek ve telafi edebilmek umuduyla geçmişe gidiyor, gittiği her kaleden "prensesin başka bir kalede" olduğunu öğrenmesini umursamadan çabalıyor tekrar bir araya gelebilmek için. yapımcısı her ne kadar "braid is about the journey, not the destination" dese de, braid'in hayatımda gördüğüm en çarpıcı, en güzel, en anlamlı sonlardan birine sahip olduğunu söylemem gerek.
hikaye konusunda bir konuya daha değinmek gerek. kesin bilgiler ışığında olmasa da braid'in, hikayesiyle -muhtemelen- oyun tarihinde bir ilki gerçekleştirdiğini söylemek mümkün. bu basit görünümlü hikaye, bambaşka bir şekilde okunabiliyor ve oyunda buna dair göndermeler de var, hatta oyunun isminin de buna bir gönderme olduğunu tahmin ediyorum (dolayısıyla oyunun üst metninde karşılaşılan aşk hikayesi, esas hikayenin metaforu niteliğinde). neden bahsettiğimi anlatabilmem için hikayeyi spoil etmem gerekeceği için bu konuyu daha fazla uzatmayayım, ama özetle hikayenin bir "prensesini arayan prens" hikayesinin yanı sıra insanoğlunun güç istenci veya atom bombasının doğuşu olarak okunabileceğini de ekleyeyim. (oha mı? buyrun)
ne kadar abartılsa da hakkı zor teslim edilecek, zincirlerini kırıp atmış, bana kalırsa oyun tarihinin vip kısmına ismini yazdırmış bir oyun braid. akıbeti konusunda sanitarium'dan çok da farklı bir kaderi olduğunu düşünmüyorum; benzer tipte interaktif filmler yapılmaya devam ederken braid de zamanla "vay anasını"larla hatıra gelen, fazlasıyla yaratıcı, gerçek bir oyun olarak hafızalardaki yerini alacak. bu süreçte ben de jonathan blow gibi adamların arada belirip statükoya çomak sokmasını dört gözle bekliyor olacağım.
20 Eylül 2010 Pazartesi
Yetkinin iradesi
Bir Gestapo üyesi olsaydınız, bir yığın Yahudi’yi gaz odasına tıkarak öldürebilir miydiniz? Veya bir Amerikan savaş pilotu olsaydınız, “Sam amca” öyle buyurduğu için “Little Boy”u Hiroşima’nın üzerine bırakıp on binlerce kişinin yanarak ölmesine, milyonların sakat doğmasına göz yumabilir miydiniz? Peki ya birisi bu otoriteye olan itaati “bilimsel bir deney” adı altında sorgulasa, ne kadar ileri gidebilirdiniz?
Bunun üzerine Milgram, gazete ilanıyla bulduğu 15-50 yaş arası erkekler arasında bir deney yapmaya karar verir. Deneyin amacı basit: otorite altında kişinin vicdani duygularını sorgulamak. Deney için aynı odaya aldığı denek ve Milgram’ın asistanı için bir kura çekimi yapılır. Kura hilelidir elbette, asistana öğrenci, deneğe de öğretmen rolü düşer. Öğretmene, elindeki kağıttan kelimeler okuyarak öğrenciye tekrarlatması söylenir; yanlış cevapta artan dozlarda elektrik vermesi gerektiği de. Fikir vermesi açısından öğretmene 45 voltluk şok uygulanır, ki bu durumda deneklerin çoğu yerinden zıplayacak kadar şiddetli tepki göstermektedir.
Öğrenci rolündeki asistan ayrı bir odaya alınarak teste başlanır. Öğretmen, asistanı görmez; ancak mikrofon aracılığıyla sürekli iletişim halindedir ve öğrencinin şoka karşı verdiği tepkiyi de sürekli duymaktadır. Yanlış cevapta artan dozlarda –sözde- şok vermesi gerektiği, deneyin başarısı için bunun çok gerekli olduğu yanında bulunan 2. asistan tarafından sürekli vurgulanır.
Deneklerin karşısında duvarı yumruklayan, “kalp hastalığım var benim” diye avaz avaz bağıran biri varken, sınır olan 450 volta –ki bir insanı öldürmeye fazlasıyla yetecek bir dozdur bu- yüzde kaçının ulaşmasını beklersiniz? Milgram ve asistanları bunun %1 civarı olacağını düşünüyordu. Deneyin sonuçları gösterdi ki, insanlar otoriteyi vicdanlarından fazla dinliyor: deneye katılanların yaklaşık %70’i işi son noktaya kadar götürebildi. Milgram bunu daha sonra şöyle yorumlayacaktı: “Sadece görevlerini yapan, kendi başlarına vahşi işlere kalkışmayan sıradan insanlar, korkunç bir yok etme işleminin bir parçası olabilmekteler.”
Milgram deneyi (ki farklı zamanlarda, farklı yerlerde, farklı cinsiyetler arasında tekrarlanan deneyin sonuçlarında bir değişim gözlenmedi) çoğumuzu potansiyel bir intihar bombacısı, bir Nazi subayı, bir recm gardiyanı olarak göstererek çarpıcı bir gerçeği ortaya koydu. Otorite, ki bu bazen bir komutan iken bazen çoğunluk da olabilir, pek çok durumda kişinin ahlaki yargılarının önüne geçip insanları robotlaştırabilecek kadar güçlü bir kuvvetti. Evrimin çeşitli aşamalarındaki canlılar tarafından da görülebilen bu mefhum, otoriteye koşulsuz itaatin biyolojik bir mekanizması olabileceğini de gösterdi. Örneğin 2005 yılında Van’da meydana gelen bir olayda koyunlardan birinin uçurumdan atlaması sonucu tüm sürü arkasından gidip telef olmuştu. Bunun benzeri bir olay maymunlarla yapılan ilginç bir deneyde de gözlendi.
Bir merdiven, tepesinde tavana asılı muz ve 5 adet maymundan oluşa
Sürü psikolojisi ve itaatin gücü, otoritenin adil bir gerçeklik sunmasının gerekliliğinden de öte, insan hakları açısından, halkını bilinçlendirmesini de zorunlu kılıyor. Bunların gerçekleşmediği, veya bilerek gerçekleştirilmediği durumlarda tarih daimi bir lekelenmeye maruz kalıyor. İnsan psikolojisinin karanlık yönleri, ancak evrimin bizi getirdiği son aşamayı kullanmaktan, bilinçlenmekten geçiyor. Polonyalı sosyolog Zygmunt Bauman'ın da ifade ettiği gibi, "toplumsal ilişkiler akılcılaştırılıp teknik yönden mükemmelleştirilirse, insanlık dışılığın toplumsal üretiminin verimliliği ve kapasitesi de mükemmel bir hale gelir."
5 Ağustos 2010 Perşembe
Müzik ve evrim

Seems to cultivate the brain.
Doctor kindly tell your wife that,
I'm alive - flowers thrive - realize - realize
Realize."
Tarih itibariyle Pink Floyd, The Piper at the Gates of Dawn'u çıkaralı 43 sene olmuş ancak Roger Waters'ın bu sözleri daha eski bir gerçeğe işaret ediyor. Müziğin acıyı dindirmesi, beyni "işlemesi", evrimsel kanıtlar konusundaki yetersizliği nedeniyle üzerinde spekülasyonlar yapılsa da muhtemelen dilin evrimleşmesinden daha eski olgular. Öyle ki, bir yenidoğana ninni söyleyip sallayınca sakinleşip ağlamayı kesmesi, müziğin doğuştan gelen bazı donanımsal yönleri olduğunu gösteriyor. İşin bu kısmı ise araştırmacılara bir hayli zorluk çıkarıyor: herhangi bir yaşamkalımsal avantajı olmayan müzik, nasıl bir doğal seçilim mekanizmasıyla evrimleşmiş olabilir? İnsan için hayati bir önemi yoksa, müzik algısı neden evrimleşmiştir?
Müzik algısının evrimleşmesinin nasılı, yanıttan çok bir soru daha doğuruyor: müzik algısının evrimleşmesi nasıl incelenebilir? Geçmiş yıllara ait, günümüzdeki tonal skalalara göre düzenlenmiş kemikten yapma flütler var, evet; ancak henüz dilin bile olmadığı bir dönemde, doğal olarak arşivlemenin de yapılamadığı 30-35 bin sene öncesinde insanların müziği kullanıp kullanmadığı, kullanıyorsa ne amaçla kullandığı fosil kayıtlarıyla açıklanabilir mi? Hepsinin de ötesinde müzik, tek başına bir mefhum olarak ele alınarak incelenebilir mi, eğer incelenirse bu çeşitli yanılsamalara yol açar mı?
Müziğin tek başına bir mefhum olarak ele alınabilirliği konusundaki sorgulamam garip gelebilir, ancak işin aslı da burada yatıyor. Bunu anlayabilmek için öncelikle beynin müziği algısını anlamak gerekir. Beyin, tıpkı diğer sesler gibi kulaktan aldığı duyuları işitsel sinir aracılığıyla beyin sapına yönlendirir. Burada çeşitli sinir çekirdeklerinde duyulan ses al gülüm ver gülüm ile analiz edilir: kimisi sesin yönünü tayin ederken kimisi örüntüleri (patern) analiz eder. Daha sonra ise kulağın üst taraflarındaki temporal lob denilen (yan lob da denilebilir) bölgedeki özel bir alanda (heschl gyrus) sonlanır. Ardından müzik, sol ve sağ beyinde işlenerek daha karmaşık bir hal alır. Sıradan insanlar müziği daha çok beynin sol tarafıyla algılarken müzikal yönden eğitimliler sağ tarafını da kullanır. K
enarlardaki resimlerde göstermeye çalıştığım üzere, beynin sol tarafındaki 3 ayrı lobda ritmi algılayan bölgeler vardır; ancak önemle belirtmek gerekir ki bu bölgelerin tek işlevi müzik ritmini algılamak değildir ki buna ileride değineceğim. Beynin sağ yarısında ise melodi ve sesin frekansına yoğunlaşmış alanlar vardır. Örneğin melodi algısıyla ilgili yer zedelenirse müzik algısı devam eder, ancak kişi duyduğu müziğin melodilerini ayrıştıramaz. Dolayısıyla müzik tek bir yerde işlenen, tek bir işlev üzerine yoğunlaşmış hücre kümelerinden ortaya çıkan bir algı değildir.
Mademki müziği tek bir mefhum olarak ele almak mümkün değil, o halde indirgemeci bir anlayışla bu algının kökenlerini nasıl araştırabiliriz? Bu, zannediyorum ki bu alanda çalışmalar ortaya koyan pek çok akademisyenin gözden kaçırdığı bir nokta ve çalışmaları da bu gözden kaçırılmış nokta yönünde şekilleniyor. Buna da daha sonra değineceğim, şimdiyse müziğin evrimsel kökenleri konusundaki temel teorilere (ya da iddialara) bir göz atalım:
1. Müzik, Darwin'in The Descent of Man'de tartıştığı üzere, ilkel kadın ve erkeklerin birbirini etkilemesi yönündeki bir araçtır ve binyıllardır insanlar tarafından seçilerek günümüzdeki konumunu almıştır.
2. Müzik, bireyleri bir arada tutmak, motive etmek, veya rakip topluluklara gözdağı vermek adına ortaya çıkmış bir nevi birleştirici bir güç olarak evrimleşmiştir.
3. Müzik, evrimin tatlı bir yan etkisidir, "işitsel cheesecake"tir, özel olarak evrimleşmemiş ama evrim onu bu hale getirmiştir.
Bu iddialardan ilki, bahsettiğim üzere Darwin tarafından ortaya atılmış ve günümüzde Geoffrey Miller tarafından geliştirilmiştir. Müziğin hissetmenin gücüne olan etkisi vurgulanarak, bu sayede müziğin eş konusunda bir tercih sebebi olduğu iddia ediliyor. Örnek olarak Jimi Hendrix'i öne sürüyor Miller. Kendisinin en az 2 kadınla uzun süreli ilişki yaşadığını, onlarca groupie ile ilişkisi bulunduğunu, Almanya - Amerika - İsveç'te olmak üzere 3 tane çocuğu olduğunu ve modern doğum kontrol yöntemleri olmasa çok daha fazla olabileceğini belirtiyor ve buradan özetle şu sonuca varıyor: demek ki müzik, özellikle erkekler tarafından, kadınları etkilemek için kullanılan seksüel bir araçtır. Bu cinsiyetçi bakış açısı kadın müzisyenlerin varlığını, bahsettiği iddianın kanıt eksikliklerini ve yaz akşamları sahilde ateş karşısında klasik gitarla Akdeniz Akşamları'nı çalan yurdum delikanlılarını düşününce, bir hipotez bile olamayacak kadar bilimsellikten yoksun, leh veya aleyhinde bir kanıt öne sürülemeyecek bir iddia halini alıyor.
Bahsettiğim 2. iddia pek çok akademisyenin buluştuğu nokta. Örneğin Stephen Mithen, Neandertallerin lisan sahibi olduklarına dair bir kanıt olmadığını; ancak bir şekilde iletişim kurma yöntemlerinin olması gerektiğini ve bunun adının müzik olabileceğini belirtiyor. Gregory Bryant ve Edward Hagen gibi araştırmacılar ise ilkel insanların iddialı müzikal şovlarla rakip gruplara gözdağı vererek savaşı önleme yönünde müziği kullandıklarını iddia ediyor. Brezilya'daki Mekranoti kızılderililerinin savaş şarkılarının onları nasıl bir kimlik altında buluşturduğunu gözleyen Ohio üniversitesi araştırmacısı David Huron da bu tezi destekleyenlerden. Japon Hajime Fukui de sosyal ve seksüel heyecanları dindirme yönünde müziğin kullanılmış olduğunu düşünüyor. Ancak başlarda da bahsettiğim üzere tüm bu akademisyenlerin bu konuda bir "teori"sinden, hatta hipotezinden bile bahsetmek mümkün değil; zira bu iddiaları doğrulayabilecek veya yanlışlayabilecek kanıtlar elde olmadığı için pek çok evrimsel psikolog düşüncesi gibi "bilimsel görünen ama alakası olmayan iddiaların lanetine" yakalanan bu iddialar, en fazla "olası ihtimaller" olarak değerlendirilebilir.
Sonuncusu ise üzerinde durulması gereken ilginç bir bakış açısı. Bir cheesecake nasıl damağı "gıdıklıyorsa", müzik de beyinde aynı işlevdedir, o "işitsel bir cheesecake"tir diyor ünlü MIT profesörü Steven Pinker. Günümüz insanındaki işlevinden değil, başka bir amaçla yola çıkmış ama bir şekilde homo sapiens sapiens'in işlevi haline gelmiş, kısacası evrimin tatlı bir tesadüfü-hatası olarak nitelendiriyor müzik algısını Pinker. Beynin müzik algısında işlev gören kısımlarının başka görevleri de olduğu, müziğe spesifik olarak evrimleşmiş bir yapının bulunmadığı, ve yukarıdaki iddiaların lehinde bir kanıt bulunmadığı göz önünde bulundurulacak olursa akla en yatkın görünen iddialardan biri bu; ancak açıklamakta yetersiz kaldığı noktalar var. 2 ile 6 aylık bebekler arasında bir araştırma yapan Toronto üniversitesi araştırmacısı Sandra Trehub, bebeklerin modern müzikte de evrensel olarak kullanılan tonal skalalara, tam beşli ve tam dörtlü dizilere dissonant, yani düzensiz dizilere kıyasla olumlu tepki verdiğini gözlemlemiş. Buradan da "müziğin, kültürden ziyade doğanın bir armağanı olduğu" sonucunu çıkarıyor. Bu noktadan hareketle şu sorulabilir: müzik, evrimin tesadüfi bir yan etkisiyse, neden bazı notalar-diziler insanların hoşuna gider, neden tüm kültürlerin müzikleri tonal skalalara ve belli dizilere dayalıdır?
Bu noktada biraz geriye, milattan önce 500'lü yıllara gitmemiz gerekiyor. Tek telli, gitara benzer bir çalgı olan monokortu kullanarak Pitagoras, monokordun telini 1'e 2 oranında bölünce iki telin, tüm müzik eserlerinin temel aralığını oluşturan bir oktavlık aralıkla çaldığını fark etti. Buradan hareketle çeşitli aralıklarla yeni diziler üreten Pitagoras, evrensel olarak kullanılan müzik dizilerinin ortak bir minyatürünü inşa etti. Kısacası Pitagoras matematiksel bir formül buldu dizilerin doğasına ilişkin, ama bunun kulağa hoş gelmesinin sebebi neydi?
Oktav, tam beşli-dörtlü sistemleri, tonalite gibi unsurlar evrensel müzikal kavramlar olsa da, genetik kökenlerinden ziyade işitsel sistemin yan etkilerinden dolayı bunların müziğin temel kavramları olduğunu belirtiyor Duke üniversitesi araştırmacıları. İnsan beyni, kendi türünden olan canlıları tanımak üzere olanca bir çaba gösterir. Örneğin görsel sistemin çabası sayesinde insanlar olmadık yerlerde yüzler görürler; buzlu camda Meryem anayı, Mars'ta mutlu suratları. "İnsanlar örüntü arayan hayvanlardır" diye özetliyor bu durumu Michael Shermer. Araştırmacılar da işitsel sistemimizin benzer yönü olduğuna dikkat çekiyor. Açıklamalarında belirttikleri üzere insan işitsel sistemi, çevresindeki en önemli sesleri, yani insan seslerini algılamak üzere özelleşmiştir. İnsanlardaki vokal yolak, ses tellerinin yarattığı titreşimlerin harmonik bir set halinde dışarı çıkmasını sağlar. Araştırmacıların belirttiğine göre insan beyninin bu seslerin algısına verdiği önem de, müziğin evrensel olarak ortak noktası olan konsonansın, uyumun, bir başka deyişle neden bazı melodilerin kulağa daha hoş geldiğinin açıklaması durumunda: çünkü insan sesine benziyor.
Peki elimizde bu iddiayı destekleyebilecek kanıtlar var mı? Önceden bahsettiğim gibi, ikinci ayda ritmi ayırt edebilen, altıncı ayda da müziğe tepki verebilen bebekler üzerindeki araştırmalar bu iddia ile paralel görülen sonuçlara sahip. Max Planck enstitüsünden Tom Fritz'in, modern dünyanın müziğiyle hiç tanışmamış Kamerunlu Mafa kabilesiyle ilgili araştırması da benzer bulgular ortaya koymuş. Modern müzikle hiç tanışmamış olmalarına karşın kendi ürettikleri tek sesli flüt benzeri bir çalgıyla müzik üreten bu kabile, örneğin korku filmlerinde genelde efekt olarak kullanılan ve metal müzikte de çokça tercih edilen diminished gamına karşı batılının vereceği ölçüde, irkilmiş bir şekilde tepki veriyor. Evrimsel ağaçta daha da geriye gidecek olursak; bu konudaki en yakın akrabalarımız olan şebeklerle (gibbon) yapılan araştırmalar da müziğin iletişimsel bir amaca hizmet eden yönünü destekliyor. Thomas Geissmann'ın şebek galerisinden düet yapan şebekleri dinlemek bile mümkün. (sol taraftaki sound gallery kısmından dinlenebiliyor)
Müziğin evrimsel tercih sebebi olabilecek bir yönü daha var; yukarılarda bahsettiğim yolaklarda gerçekleşen nörokimyasal tepkimeler sonucu salınan maddeler, örneğin endorfin, duygularla ilgili olan beyin kısmını, yani limbik sistemi uyararak yiyecek, seks, uyuşturucu kullanımı veya aşık olmaya benzer bir beyin aktivitesi ortaya çıkmasını sağlıyor. Uğruna yoğun çaba sarf edilen bu kavramları kolayca erişilebilir kılan bir olgunun evrimsel olarak tercih edilmesine pek şaşmamak gerek.
Müziğin evrimsel diseksiyonu insanlar için neden önemli olabilir sorusu, Arthur C. Clarke'ın Ultimate Melody adlı kısa hikayesinde yanıt buluyor. Clarke, hikayesinde müziğin beğenilmesinin, insanın beynindeki sinirsel aktiviteyle müzik arasında olan uyum sonucu oluştuğunu ve bu bağlantılarla maksimum derecede uyuşan, dolayısıyla her insanın sevmek "zorunda" olacağı, nihai besteyi üretmeye çalışan bir biliminsanının öyküsünü anlatır. Müzik olgusu genetik seçilimle aktarılıyorsa, her insanda ortak olan "müzik genlerine" hitap eden nihai bir beste üretilebilir olmalıdır. Yukarıda bahsettiğim araştırmalar ışığında bunun olasılığının çok düşük olduğu görülüyor. Bırakın insanların beğeni farklarını, bir insan dinlediği bir şarkıyı bir kez daha dinlediğinde bile farklı beyin bölgelerinde çalışma görülebiliyor. Araştırmalarla ortaya konulduğu üzere, memlerin güçlü etkisi nedeniyle elit tabakadan hiç kimse arabesk müzik dinlemiyor, hatta milyonlarca kişinin her gün dinlediği bu müziği analiz etmek yerine ondan utanıyor, onu üretememenin bir sembolü olarak görüyor. Elimizde ortak olan sadece çok temel şeyler var, onun dışındaki her şey çok farklı değişkene tabi.
Kısacası 35 bin yıllık kemik flütlerden bugünkü PET, EEG, fMRI gibi yöntemlere gelindiğinde müziğin evrimi konusunda bir miktar yol alınmış olsa da elimizde kanıtlarla yere sapasağlam basan bir teori yok. Buna karşın bana göre en akla yatkın görünen açıklama, müziğin, Duke'lu araştırmacılarca öne sürülen insan sesinin frekanslarına benzerliğiyle tonal yapısı açıklanabilecek, Steven Pinker'ın belirttiği üzere evrimin bir yan etkisi olduğu. Öyle ki, yaraları iyileştiren, beyinleri işleyen, eşi benzeri olmayan müthiş bir yan etki. Evrimin en güzel yanlarından biri.
Realize.
3 Ağustos 2010 Salı
Türk usulü memler
İnternet memleriyle alakalı yazıya Türk internetinin ürettiği memlerle devam edelim. Öncelikle belirtmek gerekir, bunların mem olarak varlığı şüpheli, zira Türkiye'de internet kullanımı, en azından verimli kullanımı halen yaygın sayılmaz ve bahsedeceğim memlerin çoğu, özellikle sözlüklerle ilgili olanlar, sınırlı bir kesime hitap ediyor. Bu nedenle bu memlere ortaya çıktığı veya daha çok hitap ettiği kesimlere göre kategorilere ayırarak değineceğim.
VİDEOLAR
Youtube, Alkışlarla Yaşıyorum gibi sitelerden yayılan bazı videolar Türk interneti için önemli bir yer teşkil ediyor. Absürdlüğü, komikliği, naifliği, cahilliği, kısacası onları mem haline getirebilecek özellikleri ile forumlara taşındı, sözlüklerde bakınız olarak verildi, kimisi gündelik hayatta diyaloglara, televizyonda reklamlara, hatta stadyumlarda binlerce kişi tarafından söylenen şarkılara konu oldu. O halde neymiş bunlar bir bakalım:
2009'un sonbaharında internete düşen bu video, internetle haşır neşir olan genç neslin diyaloglarına karışmış videoların en önde gelenlerinden. İlk olarak Alkışlarla Yaşıyorum'da ortaya çıkan bu video kısa sürede Youtube'a eklendi, sözlüklerle meşhur olmasının ardından Facebook'ta adına grup(lar) kuruldu. Olay, oto pazarında bir muhabirin, kolormatik gözlüklü şirin bir amcaya pazarda bir artış olup olmadığını sormasıyla başladı. Soruyu yanlış anlayan amca, bir neslin kahramanı oldu.
Alkışlarla Yaşıyorum'un hayatımıza kattığı bir başka değer. Her şey Press TV adlı yerel bir kanalın türban hakkında kamuoyu araştırmasıyla başlıyor. Uzaktan kameraları gören yağız bir delikanlı dayanamıyor ve Press TV'ye içini döküyor. Yağız delikanlının "içindekiler" kısa sürede internet efsanesi haline geliyor, bununla da kalmayıp televizyon ekranlarına da taşınıyor ve videonun başlığı bazı programlarda tartışılıyor: "ne diyor bu adam?" Alev Alatlı'ya göre kendisi beyin travmasından muzdarip.
Bir uyuşturucu operasyonu ile birisinin "okuması"nın ne gibi bir alakası olabilir? Tam bilemiyorum ama, baskına uğrayan apartmanın sakinleri bir alakası olabileceğini, hatta polisi baskından vazgeçirebileceğini düşünmüş olmalı. Narkotiğin Hacıhüsrev'deki bir apartmana gerçekleştirdiği operasyonda duyulduğu anda hayatımıza karışmayı başarmış bir replik "okuyom ben yaa". Sadece bununla kalsa iyi, videoda kapıyı kırmakla meşgul polislere "sen yetkili bir abiye benziyon" diyen bir adam da var. Evde uyuşturucu üretildiği her halinden belli.
Henüz yeterince ünlü olmadığını, tanındığı zaman ortalığı replikleriyle kasıp kavuracağını söyleyebileceğimiz bir mem makinesi Taksimli Cenk. Büyük olasılıkla beyninde, hatta spesifik konuşayım da yetkili birine benzeyeyim, temporal lobunda bir sorun var; söylenenlere bir ölçüde mantıklı cevap veriyor ama birbiriyle alakası hiç olmayacak konular birbirine giriyor. Anlattıklarına göre o bir eşcinsel, o bir hırsız, o Mehmet Ali Erbil'in eşcinsel diye reddettiği eski sevgilisi, o bir "rotvaydır" kurbanı... ayrıca onun adı Buse.
Kaynanasıyla kavga edip içini Müge Anlı'nın programına döken Vicdan'ın notalara bürünüp yurdun dört bir yanına yayılan isyanı "al dedi git dedi". "Aldediçocuklarınıdediçocuklarınıistiyorsandedi..." şeklinde virgülsüz sözlere sahip bu isyan, Ahmet Keskin'in ellerinde bir çığlığa dönüştü. Keskin, Vicdan'ın çilesini notalarla buluşturarak bir rap şarkısı üretti ve ardından remixlerin gelmesi gecikmedi. Söz konusu video, Fiat'ın bir reklamına da esin kaynağı oldu.
Videoyu çeken öğretmenin -ki yaptığı işin etik boyutu ayrıca tartışılabilir- tanımladığı üzere: tam bir dram. İki ilkokul öğrencisi bir ödev konusunda öğretmeninin karşısında kozlarını paylaşıyor, biri kandırıldığını iddia ederken diğeri ona tüm saflığı ve öfkesiyle soruyor: "na zaman didim hacı?!" Çeşitli parodileri yapıldı, çoğu kişinin hayatına karıştı. Henüz reklamı yapılmış değil.
Sınav sisteminin, daha özel olarak konuşmak gerekirse KPSS'nin insanları getirdiği hali gösteren ibretlik bir video. Videoda röportajı yapılan KPSS adayı sınavının çok güzel geçtiğini, evde baktığını, hafızaya attığını, gerekeni yaptığını söylüyor ve ekliyor: beyin bedava.
Salak yemin ederim gerizekalı bu çocuk ya
Popülaritesi ve parodileri göz önünde bulundurulacak olursa en başarılı Türk memi denilebilir. Ortaokullu bir arkadaşımızın video çekim teknolojisiyle yeni tanışırken annesinden duyduğu tepkiyi görebileceğimiz bu video çeşitli parodileri, sitesi, hatta şarkısıyla ve sözlük bakınızlarıyla çoktan bir efsane oldu.
Arabesk, rap ve ergenlik gibi çok tehlikeli kavramları bir arada barındıran bu videoda insanlar, Ankara'nın karanlık yüzüyle karşılaştı. Sadece eserleriyle değil, saç kesimiyle, kıyafetleriyle, hatta takma adlarıyla bir kitleyi arkasından sürükleyen bu rap grubu Facebook'ta bir ton "yaralı stayla" türemesine neden oldu. Aslında bu çok ucuz "şey"in popülerliği çok da şaşırtıcı değil; T.C sınırları dahili hemen her yerde karşılaşılabilecek varoş ve özenti kitleye olan tiksintiyi temsil ediyordu yaralı stayla ve ekürisi. Söz konusu videoya bakıp ibret alırken unutulmaması gereken bir gerçek var ki, onlar hala, "orada bir yerde"ler.
Bu Yaptığınız İnsanlığa Sığar mı?
En az "ne zaman didim hacı"daki kadar, hatta çok daha fazla, videoyu çeken, aralarda da gaz veren öğretmenin davranışının çirkinliği tartışılabilir; ancak bu videoyu mem yapan bu değildi. Çocukların yeri geldiğinde ne kadar "büyük işleri"yle uğraştıklarını, hatta tıpkı onlar gibi düşünüp konuşabildiğini, fakirlik edebiyatı yapıp insanları kullanabildiğini, veya gerçekten fakir olduğunu gördüğümüz, insanı garip bir ruh haline sokan bir video bu. Kısa sürede internette üne kavuşan başkanlar ana haberlere konu oldu, hatta Beyazıt Öztürk kendilerini -talihsiz diye nitelendirilebilecek- programına konuk etti. Olayın absürd ve komik yönünü yücelten, Atalay adına fan klüpleri kuranlar da yok değil. Belki de bu videonun bu kadar meşhur olmasının sebebi de, bu videoyu "küçük çocukların büyük sözleri" olarak izleyip keyiflenmekten kaynaklanıyordu.
Aslında yukarıda yazılanları da düşününce, "küçük çocuk memi" diye ayrı bir kategori açılsa yeridir, zira bu da onlardan bir başkası. Çoğu kişinin bildiği üzere, "o şekerle idare edeceksin" diyen annesine içine sinir krizi geçiren Yıldo girmişçesine "idare edemem anne idare edemem" diyen küçük ve şımarık bir çocuğun videosundan ibaret. "Al dedi git dedi" gibi bu da bir reklama konu oldu; ancak diğerlerinden farklı olarak verimli bir mem salgınına yol açtı. Yapılan onlarca parodisinden şahsen favorim şurada.
Bir seriye dönüşen, pek çok benzerleri yapılan, üreticisi olan Bates Motel Productions'ı televizyon ekranlarına çıkaran, internetle haşır neşir olan hemen herkesin bildiği Türk internet memlerinin en bilinenlerinden bir video.
Yalçın Çakır'ın Flash TV'deki her birinden ayrı bir mem çıkabilecek potansiyeldeki programında karısına onsuz yapamadığını anlatmaya çalışan Muhsin'in yakarışıydı bu. Kendisine, Tülay'ın da programı izlediğinin söylenmesi üzere tüm bastırmışlıklarıyla birden patlayan Muhsin'in, zor durumda olduğu her ne kadar açık olsa da, yakarışına bakarak, onunla empati kurmak mümkün değildi. Bobiler'de kendisini Motörhead'in solisti olarak bulan Muhsin, kısa sürede bir internet kahramanı olmayı başardı.
2009'dan MHP'nin yıl dönümü olan 40'ı çıkarmak için matematikte çığır açan Devlet Bahçeli'nin internette efsane olan videosu. Sesinin brutal vokale olan yakınlığını fark edenlerin hazırladıkları videolarla yayılan "40 yapar" memi, pek çok sözlük ve forumdaki çeşitli hesap içeren yazıların altına iliştirilir oldu. Bir metal müzik vokalisti olarak Devlet Bahçeli'nin seslendirdiği bir eser şuradan görülebilir.
Soğuk hava, küçük bir takımın büyük bir takımı mağlup etmesi ve alkollü taraftar triosu bir araya gelince neler olabileceğini gösteren bir video. Sivasspor'un çıkışa geçtiği dönemde Trabzonspor'u 2-0 mağlup etmesi üzerine, maç bitiminde, saha içinde röportaj yapmakta olan teknik direktör Bülent Uygun'la sevincini paylaşmak isteyen bir taraftar canlı yayında televizyonlara "amına koduk Bülent başgaaan" sözleriyle yansıdı. Bülent Uygun bir yandan "baba.. alkol.." sözleriyle olayı açıklığa kavuşturmak isterken Sivassporlu taraftarın bu sevinci, bir neslin sevinç nidası olmayı başardı.
Star'da yayınlanan Rapstar adlı programdan doğan, rapçi Fuat'ın bir yarışmacıyı tebriğinin ifadesiydi bu. Yarışmacı, doğaçlama (freestyle) yaptığını ifade edince jüri üyesi Fuat onu "oov yeeah man, oov yee" sözleriyle tebrik etti ve ardından da ekledi: "sana puanım dohuz kanka".
Kamera karşısında mala bağlayan adam
Dünya kupası elemelerinde kötü performans sergileyen milli takımın performansını çok beğenen, arada Beşiktaş'ı da çok sevdiğini belirten ve "Türkiye gruptan çıkar mı" sorusunu "çıkmaz" diye yanıtlayan kafası karışık bir adamın videosu. "Çıkmaz" sözcüğü o günden beri pek çok kişinin günlük diyaloglarına karışmış durumda.
İnternet dışı popülerlikte zirveye oynayan bir sanatsal çalışma. Çarşı taraftarının hazırladığı söz konusu videoda tenor bir taraftar, "those were the days" melodisiyle söylüyor: "yarrraaamı yee fener". Pek çok kez stadlarda söylendi, "kurabiye fener" şeklinde küfürsüz versiyonları da yapıldı; yedirilmek istenen şeyin neden başka bir takıma değil de Fener'e yedirilmek istendiği ise uzunca tartışılabilecek, bir başka konu.
Telegol ve spor videoları
Ayrı ayrı değinmektense bir başlık altında değinmek istediğim, sözlüklerde çokça kullanılan bakınızlara kaynak oluşturan bazı videolar. Galatasaray - Paris Saint Germain maçında tökezleyip düşen ve hemen kalkan hakeme "çabuk kalktı dikkat edersen" yorumunu getiren Turgay Şeren, sözlüklere, cinsel içerikli konuların çoğuna bakınız olarak girecek bir mem kazandırdı. Yine Turgay Şeren'in, canlı yayında, Ali Sami Alkış'ın Galatasaray'ın transfer politikasını eleştirmesine karşılık verdiği "yok artık ebesinin amı Ali Sami" yanıtı da internet Türkçe'sinde "yok artık"ın yerini aldı. Aynı anlama gelen bir başka mem de Murat Murathanoğlu'nun Powerade reklamından türedi. Maça fazlasıyla ısınan Lebron James'e yönelik şaşkınlığını gizleyemeyen Murathanoğlu, bunu "yok artık Lebron James" sözleriyle dile getirdi. Sözlüklerde sıkça rastlanabilecek bir başka mem ise yine Telegol programından, Adnan Aybaba'dan geldi. Cihan Oskay'ın Fenerbahçe'ye yönelik şike iddialarına Aybaba, sunucu Serhat Ulueren'e dönüp şaşkınlığını "vay anam vay neler dönmüş Serhat ya
" sözleriyle ifade etti. "Şeytan Rıdvan"ın Türkiye - Çek Cumhuriyeti maçının uzatma dakikalarında kırmızı kart gören kaleci Volkan'a tepkisi de internette bir hayli popüler oldu. Maçın heyecanıyla oyuncu değiştirme hakkının da dolduğunu "oyuncu.. hak.. değ... DOLDUUOO!!" şeklinde ifade eden Rıdvan Dilmen'in bu acı sözleri internetin dört bir yanında yankı buldu. Son olarak, bir başka Galatasaray - PSG maçında hakem Collina'nın, oyundan alınan Hagi'nin elini sıkması üzerine spiker Ercan Taner, yorumcu Tanju Çolak'a düşüncelerini sordu. Çolak'ın yorumu bir başka sözlük efsanesine dönüşecekti: "ee tabi bu bir sevgi olayı Ercan".
Ömer Üründül
Ayrı ayrı klişelerini değerlendirmektense bir bütün olarak bahsedilmesi gereken başlı başına bir mem üreticisi Ömer Üründül. Hemen her maç yorumunda, günümüz futbolundaki kolektif oyunun getirilerinden olan orta yuvarlağın rakip yarı alanına bakan diliminde alan daraltan yardımlaşmalı savunma kurgusundaki tandemin sağlı sollu kombinezonlarının önemine falan işaret eder. Kendisi bir yandan "ouuv", "çok enteresan", "hımpfsphshhh" gibi efektleriyle tanınırken diğer yandan ceza sahası dışında yapılan faulun ceza sahası içinde olması durumunda penaltı olacağını, ya da direğe çarpan topun kaleyi bulması halinde gol olmuş olacağını gören iyi bir gözlemcidir. Kısacası "politically correct" kutsal bir kitapsa, Ömer Üründül onun peygamberidir.
Everything is something happened
İnsanları "Fatih Terim İngilizcesi" diye bir kavramla tanıştıran, Lolcat'leri sollayan, Mahir'e tur bindiren bir video. Parodileri bakınızları falan zaten tahmin edilebileceği gibi çok yaygın da, tişörtü bile yapıldı bunun.
SÖZLÜKLER
İnci Sözlük
Beğensek de beğenmesek de internetle haşır neşir olanların hayatlarına -biraz geç de olsa- karışmış, 4chan'in Türk usulü ve yazı tabanlı versiyonu karakterindeki İnci Sözlük'te mem haline gelmiş pek çok kavram var ve bunların kısa vadede artan ivmeyle çoğalacağını söylemek çok yanlış olmaz. Çoğunu özet geçeceğim;
Halim Baykuş
İnci'nin yurtdışında da isim yapmış, en önemli memlerinden. Facebook saldırılarında organizasyon sıkıntısı çeken İnci'cilerin aldığı bir kararla oluşturulan sahte Facebook profilinin ismi bu sinsi bakışlı "dede". Uluslararası mem tespit teşkilatı knowyourmeme.com'un da veri bankasına eklenmiş Halim Baykuş'lardan şu anda Facebook'ta 500'den fazla sayıda mevcut.
@2 sikmiş - Bir başlıktaki ilk giriden sonra (genelde) ayar verme amaçlı girilen 2. giriye olan saygının ifadesi. Yüzlerce sayıda varyasyonu mevcut.
Adam haklı beyler - İnci Sözlük'ün ana memlerinden biri. Belirli bir konuda serzenişte bulunan bir yazara karşı olumlama ifadesi, şukusunu verme hadisesi, etme bulma dünyası.
Açmayın beyler dedeler - İnci'nin Rickroll'u. Söz konusu cümleye rastladığınız bir yerde bulunan linke tıklarsanız ne dediğim daha rahat anlaşılacaktır.
X terk - İnci jargonundaki aşağılama ifadesi. Lise terk ile başlayıp "Big Bang terk", "havva terk"e kadar giden mezun olamama hadisesi.
Caps - Herhangi bir konuda paylaşılan fotoğraflar. "Caps ver piç" şeklinde karşımıza çıkan hali 4chan'den bildiğimiz "pics or it didn't happen"ın Türkçe'si.
Beyler ben x sorularınızı alayım - X yerine herhangi bir nesne-kişi-kurum getirildiğinde anlam kazanan bir İnci memi. "selam ben Ribery'nin az pişmiş tarafı" versiyonu ile doruk noktasına ulaşmıştır.
Olm ben 12.5 falandım
"İlk kaç yaşında 31 çektiniz lan" sorusuna "olm ben 12.5 falandım" cevabını veren 1338 nickli İnci yazarının vesile olduğu bir mem. İnci Sözlük'te şu aralar hemen her anketvari başlığa onlarcası arka arkaya girilen bir 12.5 falan olma durumu.
Ekşi Sözlük
Ananızı sikti orospu çocukları
Ekşi'nin ilk memlerinden biri. Ahmet Dursun'la Pascal Nouma'nın soyunma odasındaki yakınlaşmasını irdeleyen "Ahmet Dursun Nouma'yı sikti mi" başlıklı bir konuya muhtemelen Ahmet Dursun'un kendisi olan birisi tarafından girilmiş, ardından da bir sözlük efsanesi olmuştu bu küfürlü sözcükler.
Cevab veremedi
Dinci müslümanlardaki sert sessizleri yumuşatma hevesinin bir ürünü olan bu cümle, Ekşi'de ilk başlarda fazla ilgi görmezken kusmuk nickli yazarın "abıştı kaldı" bakınızı vermesiyle (ardından da gelen göd oldu, susdu ibneler gibisinden bakınızlarla) pek çok başlığa bakınız olarak verilen bir sözlük memi oldu. Şu sıralar pek popüler olmasa da 2007 dolaylarında Ekşi Sözlük başlıkları cevab veremeyenlerden geçilmiyordu.
Bi siktir git çay koy - Bsg, bsgçk gibi kısaltmalarla da bakınız olarak görülebilecek, sevilmeyen bir giriye karşılık olarak yazılan Ekşi yazarı tepkisi.
Şeref geçen gün çok iğrenç bi insansın - "All Your Base are Belong to Us"ın Ekşi Sözlük'çesi.
X iyiydi de çevresi kötüydü - Halk arasında kullanılan "istese atom mühendisi bile olabilirdi" gibi, "ne mühendisler ne doktorlar istedi" gibi bir klişenin Ekşi'de yaygınlaşmış ve hemen her sevilmeyen kişinin başlığında görülebilecek hale gelmiş sürümü.
Yarraaamıııyeeeooooooooooo - oooooaaaa... diye giden ve bitmeyen bu tribün tezahüratının Ekşi Sözlük'e olan yansıması pek çok başlıkta kendini gösteriyor. Bu da sözlüğün oldukça eski bir memi.
Afferin çok doğru düşünmüşsün - Bsg'nin küfürsüz hali.
İki saattir konuşuyoruz bir kere x demedik - Siyaset Meydanı'nda, hiçbir alakası olmayan bir durumda bir kadının ortaya çıkıp "iki saattir konuşuyoruz bir kere Atatürk demedik" demesi üzerine Ekşi'ye yansımış ve pek çok başlığın altında bakınız olarak kendine yer bulmuş popüler bir mem.
X yok y yok ne var lan it - Sözlükte ilk olarak "allah yok peygamber yok din yok ne var lan it" başlığıyla ortaya çıkmış ve pek çok varyasyonu bulunan bir mem.
Ben 6 yaşımdan beri x (u)lan - Sözlüğün-sözlüklerin en popüler memlerinden biri. Kişi burada x konusunda herkesten daha fazla söz hakkı olduğunu iddia ediyor.
Sözlük bana x bul lan allahsız - Bruthuss nickli suser'ın 2003'te açtığı "sözlük bana karı bul lan allahsız" başlıklı acı dolu yakarışının varyasyonları. An itibariyle bu konuyla ilgili şimdiye dek belirtilmiş 125 talep var Ekşi Sözlük'te.
Sözlerini yazayım tam olsun - Vito Genovese nickli suser'ın sözlük şarkı sözü veritabanını genişletirken eklediği ve "x yapayım tam olsun" şeklinde varyasyonları doğan bir sözlük klasiği.
Gülerken sandalyeden düştüm - Standart Ekşi Sözlük yazarı "çok komiikkk" ifadesi. İnci tarafından çokça anılan bir gülme çeşidi.
X ile konuştum haberler iyi - İlk örneği "Alex ile konuştum haberler iyi" olan bir sözlük memi.
Lost - Nutella - Uludağ Limonata - Browni Intense - Ekşi yazarlarının büyük çoğunluğu tarafından öve öve bitirilemeyen fantastik dörtlü. Lost haricindekiler hakkında Ekşi'de büyük olasılıkla hiçbir yerde olmadığı kadar yazı bulmak mümkün.
Diğer Ekşi Sözlük memleri: hayallerde yaşıyor bazı ibneler, hanım koş, ceren, eski sevgili, inanılmaz tatlı göğüsleri olan dost ve daha pek çoğu.
İtü Sözlük
Boylumlama - An itibariyle İtü yazarlarınca 5716 farklı tanımı bulunan, Türkçe'nin en esrarengiz kelimesi, doğu yöresinden bir tatlı, veya kuzey Patagonya'dan bir halk dansı.
Bobiler.örg
Her ne kadar 4chan'e çok benzer yönleri olsa da mem üretme konusunda selefine kıyasla oldukça kısır bir yaratıcılığı olan Bobiler'in ürettiği en popüler mem muhtemelen "Liverpool ülkü ocakları"dır. Saçı sakalı birbirine karışmış 4 The Beatles üyesinin fotoğrafının arkasına "Liverpool ülkü ocakları" yazısını ekleyen "normal man" nickli bobi, ülkücü klişeleri ile dalga geçme akımının sembolü oldu. Facebook'ta grupları kurulan, pek çok sözlük-forumda paylaşılan ve pek çok yörenin ülkü ocaklarının kurulmasına vesile olan bu zekice "monte"nin ardından oluşturulan benzer mizahi felsefeye sahip "Arjantin Milliyetçiliği" ve ezeli düşmanı "Brezilya Milliyetçiliği" gibi Facebook grupları, Facebook gruplarıyla da kaliteli mizah üretilebileceğini gösterdi. Karate Kid'in talihsiz Türkçe remake'i olan Karate Can'daki küçük Onur'un yönetmence -muhtemelen- karate olarak nitelendirilen ilginç hareketleri de bobiler'deki pek çok monteye yansıdı, adına bir de şampiyonşip düzenlendi. "Çeşitli fizyolojik sorunlara sahip insanları sergileyerek insanlardan para kazanma" şeklindeki yaklaşık 100 yıl önce sona ermiş vahşi bir sirk geleneğinin kalıntılarını taşıyan Esra Ceyhan adlı kişinin programında "alllaaaaah!!" diyerek uçan "Beyblade Sabri" de Bobiler'de görülmeye değer çalışmalar üretilmesine vesile oldu.
FİLMLER
Eski Türk filmleri mem potansiyeline sahip pek çok diyalog barındırsa da, nedendir bilinmez, bunların pek azı internette sıkça rastlanabilir özellikte. Bunların en önemli kısmı Gemide filminden çıkma olup diğer bir önemli kısım ise Türkiye'nin Rocco Siffredi'si Şahin K'nın "eser"lerinden alıntı. "Beynimde filler sikişiyor", "adamın götünden kan alırlar Kamil kan", "iğrençsiniz ibneler" gibi replikleriyle Gemide, "denizin buz gibi sularından gelen yarraamı istiyo musun amğa goduum" şeklindeki aşk sözcükleriyle Şahin K, her trajik olaya koşarak tepki veren küçük Emrah, Almanya'da aslan avına çıkan, kurşunu kalmayınca çakıyla aslanı öldüren Ziyaaa gibi kurum ve kuruluşlar sözlüklerde çoğunlukta olmak üzere imzasını internete kazımış durumda.
KARİKATÜR
Karikatürlerin internette meme dönüşmesi ilginç bir olay, zira bu işin anavatanı olan Amerika'daki mem enflasyonuna rağmen böyle bir olay söz konusu değil. Yiğit Özgür'ün çizdiği bir karikatürde pişkin bir kebapçının "bizim tavuk şiş vardı noldu" diyen müşterisine "o değil de bi İlhan İrem vardı o noldu" şeklindeki cevabı başlıca sözlüklerde olmak üzere bir internet efsanesine dönüştü. Sözlüklerde görülen bir başka popüler karikatür kaynaklı mem ise Umut Sarıkaya'ya ait. Türkiye'nin içinde bulunduğu kutuplaşmayı içler acısı bir şekilde gözler önüne seren Cengizhan Lisesi - St. Benoît futbol maçında St. Benoît'lı sevgilisini "ağlama melis" diye teselli etmeye çalışan karakter, sözlüklerde yazarların kendi tuttuğu takıma rakip olanların taraftarlarına sık sık bakınız olarak verdiği sinir bozucu bir mem doğmasına sebep oldu. Bir başka Sarıkaya harikası da, başarısız bir durumda gösterilen tepkinin sembolü haline geldi. Sarıkaya'nın, marjinal işlerle uğraşan genç bireyi daha sıradan bir uğraşa yönlendirme amaçlı umut kırıcı standart adam tavsiyesi olan "yapma demiyorum hobi olarak yine yap" cümlesini Salvador Dali'nin küçüklüğüne söyleyen "dayı" karakteri sayesinde genç neslin de, ironik de olsa, fikirlerini gülünç bulduğu insanları doğru düzgün bir uğraşa yönlendirme cümlesi doğmuş oldu.
Çeşitli siteler
Nolur.com - Online nah çekme hizmeti.
Seni kınıyorum ve sana laflar hazırladım - Türk internetinin bana göre en büyük memi. Turkishmusic.org adlı bir zamanlar var olan bir sitenin forumlarındaki Sezen Aksu tartışmasından doğmuş bir cümle bu. Kullanıcılardan birinin Sezen Aksu'daki, kendi tabiriyle, hafif, göze hoş gelen "orospuluğundan" bahsetmesi üzerine büyüyen tartışmanın fitilini bir anda tartışmaya katılan Kadir nickli kişi şu sözlerle ateşleyecekti: "bu sayfada ki yazıların hepsini okudum ve mahmut, sen haksızsın ibne. seni kınıyorum, ve sana laflar hazırladım". Üzücüdür ki bu tartışmanın en popüler olan kısmı burasıdır, oysa ki aylarca süren, sayfalarca sürüp giden, küfürlü manilerle dolup taşan bu tartışmada mem olabilecek belki yüzlerce cümle vardı.
Ahahahhahahah ben buna gülüyorum ya - Chivi.com sitesinin yarattığı "Ahmet abi" karakterinin, internetin temelinin olmadığını belirtirken kullandığı sözcükler. Sözlüklerde (traji)komik olaylarla ilgili başlıklarda veya "yapma demiyorum hobi olarak yine yap" ile benzer bir şekilde bakınız olarak denk gelme şansınız yüksek.
Beyler repleri unutmayalım emeğe saygı (pls ltf tşk) - Emekçi forum gençlerinin mottosu. Herhangi bir emeğe herhangi bir saygıda bulunulmadan yapılmış bir korsan çalışmanın linkini verirken saygı beklemenin ifadesi. Alınan o "rep"ler ile ne elde edildiği ise gizemi belki de hiçbir zaman çözülemeyecek bir muamma.
Resul Balay
12 yaşında çıkardığı "nazlı yarim haber salmış" albümü ve Problem Çocuk'un Türk versiyonu olan Zıpçıktı filmindeki Cafer'e olan benzerliğiyle dikkatleri çeken yaralı bir yürek Resul Balay. Başlarda internette "psfhahaa tipe bak çok komikkk" mealli çeşitli geyiklerle popüler olsa da sonraları müzik portalı Last.fm'deki tag'leriyle (orgazmik paris metal, astronomik ötenazi, ear raping technical death metal with advanced complexity gibi), Bobiler.örg'deki monteleriyle, adına kurulan fan siteleriyle verimli bir mem salgını yarattı. İnternetteki popülerliği onu televizyon ekranlarına da taşıdı: öldü haberleri internette dolaşırken Flash TV, tarihindeki muhtemelen en büyük gazetecilik başarısını göstererek kendisini buldu ve röportaj yaptı.
Bisiktirol - Büyük olasılıkla insanların gerçek sanmasından dolayı popüler olan "hasetliğe, fesatlığa, salaklığa birebir" hayali bir ilaç adı. Emedur, gotukolla, siken form gibi gayet gerçek olan ilaçların neden bunun kadar popüler olamadığı ise araştırılması gereken bir konu.
Yarra yering - Avustralya'daki Yarra vadisinde üretilen bir şarap markasının adı. Pek çok mem gibi bu da sözlüklerde oldukça popüler.
Shaggy ölmüş - Yaklaşık olarak 8 senedir gerek kulaktan kulağa, gerek forumlarda dolanan bir dedikodu. Kim uydurmuştur, neden böyle bir iddia ortaya atılmıştır belirsiz ama şu bir gerçek ki, her sene bir son dakika haberi olarak Shaggy'nin öldüğünü bir yerlerden duymak mümkün.
Evet efendim geldik memlerle ilgili yazımızın sonuna. Bu iki uzun yazıda Türk ve yabancı internet memlerine değinmeye çalıştım ama önceden de belirttiğim üzere, yabancı memler saymakla bitmez iken Türk memleriyle ilgili kaynak olarak yararlanılabilecek bir çalışma olmadığı için kafama eseni yazdım. Başlıklar konusunda katkılarından dolayı İtü Sözlük yazarlarından this could be heaven or this could be hell ve
sözlüğünenuzunnickinialmakistiyorumbeceremiyorum nickli yazarlara teşekkür ederim.
22 Temmuz 2010 Perşembe
İnternet meme'leri
Belli bir popülariteyi aşmış, örneğin diyelim ki 50 bin kişiden fazlasının ilgisini çekmiş internet memi sayısı muhtemelen 1000'in üzerindedir desek abartmış olmayız. Türk internet ortamının da, bu kadar çok olmasa da ürettiği başarılı memler var. Yabancı mem kaynağı esas olarak 4chan olmakla beraber Youtube ve MySpace gibi siteler de bu konuda hayli zengin içeriğe sahip. Türkiye'de ise bu işi Ekşi Sözlük, İnci Sözlük, Facebook, Alkışlarla Yaşıyorum, Bobiler.örg gibi siteler üstleniyor. Bu yazıda en bilinen yabancı memlere değineceğim, bir sonrakinde de Türkiye doğumlulara bir göz atacağım.
Yabancı memler konusunda insanlar arasında Türk olanlarına kıyasla çok daha büyük bir fanatizm söz konusu. Bunu 4chan'in vahşi ortamının kişisel özelliklerinde mi aramak gerekir, memlerin kendisinde mi, tartışılabilecek, ama benim a şıkkını işaretleyebileceğim bir konu. Öyle ki, bu işin ilk örneklerinden olan "Star Wars kid" olarak bilinen Kanadalı Ghyslain Raza, yaptığı şeyin getirdiği -kendisinin istediğini pek de zannetmediğim- ün sonucu liseyi psikiyatrik tedavi altında tamamlamak zorunda kaldı.
İnternet efsaneleri de denilebilecek bu memler sosyal hayatın pek çok alanına sızmış durumda. Örneğin bir mutfak gereçleri reklamında "idare edemem Ahmet idare edemem" diye çemkiren birine denk gelir ve "ne demeye çalışıyor ki bu kadın" diye düşünürseniz, veya "şok şok Ronaldinho Galatasaray'da!!11" yazan bir linke basınca karşınıza çıkan Rick Astley'in 80'lerden kalma Never Gonna Give You Up şarkısına bir anlam veremiyorsanız, bu memlerden habersizsiniz demektir. O zaman nedir bunlar bir bakalım;
All Your Base are Belong to Us
Memler arasında bir meşhurluk listesi olsa AYBaBtU büyük ihtimal zirveye oynardı. Bu "Engrish" diye tabir edilen, bozuk İngilizce'nin ürünü olan cümle, Zero Wing adlı 1989'da piyasaya çıkan bir oyundan kaynaklanıyor. 90'ların sonunda çeşitli forum sitelerinde pek çok parodi resmi-videosu yayınlanan bu talihsiz çeviri örneği internetin her bir köşesine ismini kazımış durumda.
İnternet dünyasının dışına taşmış ender internet memlerinden biri Rickroll. Tarihçesini özetlemek gerekirse; pek çok internet memi gibi bu da 4chan kaynaklı. 2007'nin Mayıs ayında bir kullanıcı, o sıralar sıkça yapılan şahane (görünen) bir linki tekerlekli bir ördek resmine yönlendirme şakası olan duckrolling'i modifiye ederek Rickrolling'i icat etti; yani link (herhangi bir link, sadece ilginç şeyler vaat etmesi yeterli) Rick Astley'in 80'lerdeki -pek de ilginç olmayan- Never Gonna Give You Up şarkısının klibine yönleniyordu. Kısa sürede bu mem çığ gibi büyüdü; maçlarda, gösterilerde, hatta Youtube'da. (1 Nisan 2008'de Youtube anasayfasındaki her video bu şarkıya yönleniyordu) Ama en büyük Rickroll Macy's Day Parade adlı şükran günü organizasyonunda gerçekleşti. Rick Astley, bizzat bu gösteriye çıkarak koskoca bir ulusu Rickroll'ladı.
Namı diğer Drunken Jedi Master. Lise öğrencisi Ghyslain Raza'nın 2002'de golf sopası kullanarak gizlice çektiği bu "hardcore geek" videolarını arkadaşları keşfedince, dünyanın geri kalanının bu bir milyon kafalı jedi ustasının maharetlerinden mahrum kalmasını istemeyerek internete sundu. Eh, olaylar gelişti... Üzücü olan şeyse kendisinin, yazının başlarında da değindiğim üzere psikiyatri kliniğine yatmayı gerektirecek kadar ruh sağlığının bozulmuş olması. Ama endişelenmeye gerek yok, kendisi şu an Quebec'te bulunduğu kenti korumaya çalışan bir oluşumun başkanı, aynı zamanda da hukuk okuyor. Eline golf sopası almadığı sürece sorun yok.
"I KISS YOU!!!!!!!"
"Who is want to come TURKEY I can invitate ..... She can stay my home ........"
"I like music , I have many many music enstrumans my home I can play"
"I like to be friendship fom different country"
Reklamlarda oynadı, parodileri yapıldı, hatta dünyanın en büyük komedyenlerinden birinin bir gişe filmine (Borat) ilham kaynağı oldu. Pişti programında söylediğine göre amacına, yani kadınlara, ulaştı da.. Mahir Çağrı dünyada en bilinen Türk'lerden biri, ayrıca ilk büyük internet celebrity'si. Neden böylesine büyük bir mem olduğunu sorgulamaya pek de gerek yok.
Bleach adlı animeden küçük şirin bir kızı alın, eline taze soğanı verin ve kız onu döndürsün, sonra arka planına da yerel Fin şarkısı Ievan Polkka'yı koyun. Kulağa pek etkileyici gelmediyse buyrun linkine tıklayın, dünyanın bu en şirin şeyinin neden bu kadar meşhur olduğuna dair daha iyi bir fikir sahibi olabilirsiniz.
Bill Gates kıyağı
Her ne kadar etrafta pek çok lüzumsuz, asılsız ve sinsi zincir mail dolaşsa da bu mailin ayrı bir özelliği var; halen denk gelebileceğiniz bu mail tamı tamına 13 yaşında! Söz konusu mail'e göre America Online ve Microsoft bir beta test gerçekleştiriyor ve buna karşılık mail'i ileteceğiniz her kişi başına size 200 dolar ödeme yapacaklar. 13 senedir bu mail'i birbirine ileten milyonlarca kişiden 1'i şu soruyu sorsa belki her şey çok daha farklı olabilirdi: "Neden?"
Bu siteyi ilk keşfeden nasıl keşfetti bilmiyorum ama sonradan duyanlar büyük olasılıkla şöyle bir yolla siteye girdi: 1. şakacı bir arkadaşı "bak goatse diye bir site var tam senlik" diye kendisine bir yem attı, 2. kişi bu yemi yedi ve siteye girdi, 3. gözbebekleri büyüdü, kan dolaşımı hızlandı, midesinde bir karıncalanma hissetti: çünkü sitede kalın bağırsakları rahatlıkla görülebilecek şekilde anüsünü yırtarcasına iki eliyle açan bir adamın kocaman fotoğrafı vardı.
Son zamanlarda meşhur olan bu videoda iri kemikli bir arkadaşımız (kilolu değil) pek sevilen Romen şarkısı "Dragostea din tei" ile beraber dans ediyor. İşler bu noktada karışık bir hal almaya başlıyor...
Portland o güne huzurlu başlamıştı. Waterfront Park'ta yapılan festivalde yalnızlar buluşacak, dargınlar barışacak, Amerika kazanacak, dünya kazanacaktı. 10 yaşındaki Jonathan Ware, hayatı boyunca bir zombi olmayı arzulamış ve festivalde yüzüne yapılan boya sayesinde bu arzusuna ulaşmıştı. Nancy Francis içinse eğlenceli bir iş günüydü o gün; güzel bir festivalde eğlenen güzel insanlarla röportaj yapıyordu. Sıra Jonathan'a gelmişti; nasıl hissediyordu Jonathan kendisini bir zombi olarak? Nancy, alacağı cevapla neye uğradığını şaşıracaktı: "kaplumbağaları severim!"
Bu mem Türkiye'ye de ulaşabilmiş ender evrensel memlerden. Hitler'in, daha doğrusu Downfall (Der Untergang) adlı filmdeki Bruno Ganz'ın öfkeden deliye döndüğü sahnenin çeşitli altyazılarla yeniden sunulduğu videolar. Onlarcası internette mevcut.
"The best 5 second clip on the internet". Fazla söze ne hacet..
"Badger badger badger mushroom mushroom
Badger badger badger mushroom mushroom
Badger badger badger snaake snaaakeee..."
şeklinde sözleri olan bir flash animasyon.
2 Girls 1 Cup + (1 Man 1 Jar, 1 Man 1 Screwdriver...)
Koprofilik 2 kızcağız video açılımı yapmaya kalkarlarsa ne olur? İnsanlar böyle bir şeyin var olduğunu bilmelerine rağmen gözleriyle görünce gözleri faltaşı gibi olur, sonra birbirlerine şaka olarak yedirmeye çalışırlar, kimileri de videoyu izlerken tepkilerini çekip yayınlarlar, neticede yeni bir Goatse.cx vakası ortaya çıkar. Ama bu videoyu Stewie Griffin'in bir izleyişi var ki kesinlikle görülmeye değer.
Her ne kadar 4chan ile meşhur olmuş olsa da, kökleri internet öncesine dayanan bir mem bu. Özetle olay şu: komik kedi fotoğraflarının altına son derece bozuk İngilizce ile (Mahir'in, bunların yanında İngiliz Dil ve Edebiyatı profesörü kalacağı derecede) yazılar ekleyip paylaşıyorsunuz ve bir lolkediniz oluyor. 4chan'da "caturday" olarak ilan edilen cumartesi günleri lolcat paylaşımları yapılmakta, ayrıca I Can Has Cheezburger (ing. can i have a cheeseburger?) gibi lolcat'lere özel sitelerde de lolcat oluşturmak mümkün. Tüm bunların yanında bu kedicikler yeni bir dil de doğurmuş: lolspeak. Sözlüğü bile var.
Something Awful kökenli bu mem, Türkçe'ye çevrildiğinde "yabma yaw?" gibi bir anlama denk geliyor. Yani şu; birisi heyecanlı heyecanlı bir şeyler yazmış, ama belli ki bu işlerde yeni, veya pek bilgili değil; dolayısıyla kendisi ciddiye alınmıyor, pek de inanılmıyor, fazla umursanmıyor ve sonuçta beklenen cevap geliyor: "O Rly?" (oh really'nin yapısı sökülmüş hali) Daha sonra birileri bunu ilginç bakışlı beyaz baykuş resmiyle iliştiriyor ve dört bir yana yayılan bir mem salgını başlıyor.
2007 MTV ödüllerinde oldukça başarısız bir performans sergileyen ve basın tarafından alaya alınan Britney Spears çok sadık, hatta Youtube izlenme sayılarını başarı ölçütü olarak alacak olursak kendisinden daha başarılı hayranlara sahip. Britney'in bu kadar üzerine gelinmesine dayanamayan Chris Crocker adlı Britney hayranı, 2007'de Youtube kullanıcılarına açık mektup niteliğinde, gözyaşları içerisinde bir video yayınladı: Britney'i yalnız bırakın! "Britney beni yalnız bırak" diye ağlayanların çektiği videoların gelmesi ise çok gecikmedi.
Almanya'da gerçekleştirilen bir tekno müzik festivalinde dans eden bu viking kılıklı kaslı adamın vahşiliği, kısa sürede yeni bir efsane yarattı. Anlatılmaz izlenir tarzda bir video.
Fail
Türkçe'ye "sıçtı" olarak çevrilebilecek resim bazlı, her türlü yabancı sitede denk gelinebilecek bir mem "fail". Bunun da kökeni All Your Base are Belong to Us, Mahir, I am Error, A Winner is You vb. memler gibi bozuk İngilizce'ye dayanıyor. 1998 tarihli bir Blazing Star adlı oyunda başarısız olunca ekrana çıkan "you fail it" cümlesi internete sızınca yeni bir salgın ortaya çıktı. Temel olarak, bir amaca yönelik çabanın ironik biçimde tersiyle sonuçlanmasıyla ilgili olguların altına "fail" yapıştırılıveriyor. Bunun biraz daha ağır versiyonuna da "epic fail" deniyor. Failblog.com gibi bu işler için kurulmuş pek çok site var.
Bir kuşla 2 taş vurabilen, dolu silahla Rus ruleti oynayıp kazanan efsane aktör Chuck Norris hakkında bazı gerçekleri barındıran bir site...
"Behind every successful man, there is a woman. Behind every dead man, there is Chuck Norris.
Chuck Norris doesn't read books. He stares them down until he gets the information he wants.
Chuck Norris can touch Mc Hammer.
There is no theory of evolution. Just a list of creatures Chuck Norris has allowed to live.
When Chuck Norris does a pushup, he isn’t lifting himself up, he’s pushing the earth down.
Chuck Norris wasn't born, he decided to start living.
When god said 'let there be light', Chuck Norris said 'say please'."
Hiçbir şey yapmadan meşhur olabilmek mümkün mü? Gerçek hayatta örnekleri var evet, ama internet gibi her bilginin ışık hızıyla akıp eskidiği bir yerde bu nasıl gerçekleşebilir? Nasılını bilmiyorum ama Magibon adlı, animelerdeki kızların vücut bulmuş hali olan bu şirin kız bunun canlı örneği. O da bir şey yaptığını iddia etmiyor zaten, zira ilk videosunun adı şuydu: "me doing nothing". Sadece ekrana bakan, arada gülümseyip el sallayan, kocaman gözlü ve 30 milyondan fazla insanın kendisini izlediği bir kız Magibon. Bir konuşsa neler olacak kim bilir..
4chan kökenli olmasa da 4chan'in meşhur ettiğini söyleyebileceğimiz bir başka internet kahramanı. 2009 yılında, muhtemelen 15 yaşlarındaki Boxxy nickli birinin GaiaOnline sitesine gönderdiği video kendisini meşhur etti. Magibon'un tam tersi bir karakter olarak karşımıza çıktı Boxxy; hiperaktif, bir ihtimal psikiyatrik sorunları olan -bipolar bozukluk gibi-, belki de kafası güzel olan bir arkadaşımızdı. 4chan'e truva atı gibi sızan Boxxy, Boxxy sevenleri ve nefret edenleri diye /b/'yi 2'ye böldü. Kimisi onu /b/'nin kraliçesi ilan ederken, kimisi de Goatse.cx ile ilişkilendirerek kendisi hakkında ne hissettiğini göstermekten çekinmedi. Boxxy'nin günümüzde akıbeti belirsiz; öldü diyenler de mevcut.
Namı diğer Rageguy. 2008'de meşhur olan bu paint kahramanı, "Umut Sarıkaya tipi mutsuzluk tanımları"nın aşırı dozu diyebiliriz. Ayağını sehpaya çarpar, çöpü kovaya fırlatır ama dışarı düşer, sümüğü parmağına yapışır fırlatamaz ve çığlığı koyverir: "ffffuuuuuuu!". Asabi bir internet memi.
Charlie adlı 2-3 yaşlarında bir çocuk, kendisinden yine birkaç yaş büyük abisi Harry'nin parmağını ısırır ve yaklaşık 4 Türkiye nüfusu edecek sayıda kişi bunu izler. İnternetle az da olsa haşır neşir olan herkesin bildiği mega bir mem.
İnternet memlerinin işe yararlığı diye bir tartışma konusu yok, varsa bile şu anki konumuz değil; fakat şayet olsaydı zirveye oturacak mem FSM olurdu. Bu mütevazi yaratığın doğumu 2005 yılına denk geliyor. Kansas'ta yetkili olan eğitim kurumu, okullarda "akıllı tasarım"ın biyoloji derslerine sokulması gerektiğini belirterek öğretmenlerden evrimin bir teori olduğunu, gerçek olmadığını öğretmesini istedi. Bunun üzerine 25 yaşındaki Oregon Üniversitesi öğrencisi Bobby Henderson, denilebilir ki, troll kavramını eğitimin içine soktu. "Akıllı tasarım"ın sunulacağını, ama bunun tek bir yaratıcı tarafından olduğunun belirtilmediğini fark eden Henderson, kuralların dışına çıkmayarak yeni bir kavram geliştirdi: Uçan Spagetti Canavarı! Tıpkı literatürdeki tanrı gibi görülemeyen, kanıtlanamayan, ama "varlığı açık" olan bu tanrının insanları yaratmış olması da okullarda öğretilmeliydi. Üstelik bu yeni üreyen tanrı, Eski Ahit'teki tanrı kadar sevimsiz de değil. Örneğin 10 emirinden (aslında emir değil, "yapmazsan sevinirim"ler) bazıları şunlar: sağa sola "o benimle konuştu" demezsen sevinirim, milyon dolarlık kilise-sinagog-camiler vs. yapmazsan sevinirim, insanları göründüğü gibi, konuştuğu gibi yargılamazsan sevinirim, ee yani, iyi ol yani sadece, tamam mı?
Gaijin4Koma
Namı diğer Reaction Guys. 2003 yılında düzenlenen E3 oyun fuarında, PS2 ve Xbox'ın hızını kesmek isteyen Nintendo, IGN'den 4 yazarı davet ederek onlara Pacman'i sunar. Kahramanlarımız, yayınlanan fotoğraftan görüleceği üzere pek etkilenmemiştir. Ertesi sene, yine aynı ekip, Zelda'yı görünce havalara uçar. Söz konusu fotoğraflar önce IGN'de, daha sonra Futaba ve daha sonra 4chan'de kendisine yer bularak hayal kırıklığı, etkilenme, coşma gibi durumların simgesi haline gelerek dört bir yanda paylaşılır ve yeni bir mem doğar.
Newfags Can't Triforce
▲
▲ ▲
4chan kaynaklı ama çeşitli web sitelerinde yansımalarını (örneğin İnci Sözlük) görebileceğimiz bir mem daha. Çeşitli sembol kodlarıyla oluşturulan bu üçgen işaretlerinin 4chan'cilerin newfag, yani yeni yetme diyebileceğimiz kişiler tarafından yapılamayacağını iddia ederek onları aşağıladığı bir mem Newfags Can't Triforce. Zira kopyala-yapıştır kolaycılığına kaçıldığında bu işaret tam olarak gerçekleşmiyor. Newfag veya oldfag olun fark etmez, aşağıdaki yolu izleyerek bu sıkıntıdan kurtulabilirsiniz:
alt+255, alt+255, alt+30, enter, alt+30, alt+255, alt+30
No U
Tartışmayı piç etme yöntemlerinin Something Awful'cası olan No U'da bir Japon eliyle karşıdakini gösteriyor ve ekliyor: "sensin". İnci Sözlük'te anan, eben gibi sıfatlarla da karşımıza çıkan bu mem yeri geldiğinde ek bir cevaba bırakmaksızın olayı sonlandırmayı başarıyor.
İlk bakışta bilgisayar oyunu oynarken çıldıran ve oyunlara getirilen yaş sınırlamasının daha yukarı çekilmesi gerektiğini düşündürten bu bıçkın Alman delikanlısı, sonraları bu yasakçı zihniyete karşı böyle bir video kaydettiğini açıkladı. Doğru mudur bilemem, ama doğru olan görünen şeyse, sokakta görüldüğünde yol değiştirilmesi gereken bir şey bu.
Every time you masturbate...God kills a kitten
Eski bir katolik şakası olan bu cümle 2002 yılında bir Japon kanalının maskotu olan Domo-Kun'un bir kediyi kovalama resminin altına iliştirilince hızla yayılan bir mem halini aldı. Mastürbasyon sıklığı konusunda insanlarda bir duyarlılık yaratıp yaratmadığı ise şüpheli.
4chan'ciler tarafından üretilen "internetin kuralları"nın kendisinden daha meşhur olmuş bir maddesi 34. kural. Bu kuralda açıkça belirtildiği üzere: "eğer bir şey varsa, pornosu vardır. İstisnasız." Ortaya çıkan resimlere bakılınca, adamlar haklı beyler diyesi geliyor insanın.
Namı diğer Baby Cha-Cha. İnternetin ilk büyük memi denilebilir kendisi için. Bilgisayarların 3. boyuta geçiş yapmakta olduğu 1996 yılına uzanan bu videoda 3d Studio Max'in örnek videosu olarak bir bebek, ee, dans ediyor. Minik, naif, kirlenmemiş şeylere olan tepkisi "ay yirim yirim" olan insanlar tarafından bir mail zinciri başlıyor ve bugünlere kadar bu bebek, hala dans ediyor.
Developers Developers Developers
Ekşi Sözlük'te purp nickli yazarın tanımladığı üzere: "14 kez developers, 1 kez ıah ve bir de yehh diyen Steve Ballmer'ın videosu." 2000 yılında düzenlenen bir Windows toplantısında Microsoft'un CEO'su Steve Ballmer, yazılım geliştiricilerinin önemini vurguluyor bu videoda. Gaza gelip ritm tutan seyirciler de olaya kendilerini kaptırıyorlar. Daha sonra bunun parodileri, şarkı haline getirilmiş remixleri çıkıyor, olaylar gelişiyor.
Face Palm
Face Palm: çünkü bunun ne kadar aptalca olduğunu kelimeler ifade edemez. Fail, Reaction Guys gibi memlerle benzerlik taşıyan bu memde elini yüzüne kapatarak hayal kırıklığını belirten bir fotoğrafın varlığı söz konusu. Örneğin bir forumda "Amerika özgürlük için Irak'a girmedi, petrol için girdi tamam mı!!11" diye aydınlanma yaşayan birine Face Palm gönderilmesi çok gecikmez.
Cool Story Bro
2006 yılına dayanan bu mem, O Rly, Face Palm, Fail gibi memlerle benzerlik taşıyor. Heyecanlı birisi çok da ilginç olmayan veya zaten bariz olan, ya da pek inandırıcı olmayan bir şeyler yazdığında altına bunun yazılması kaçınılmazdır: "iyiymiş". En heves kırıcı mem olsa gerek.
Owned (Pwned)
Fail'ın zıttı olabilecek -ki bu anlamda Win kelimesi de kullanılıyor- "owned" kavramı sahiplenilmek, başka bir tabirle ezilmek, aşağılanmak, yerin dibine sokulmak gibi bir anlamda kullanılan, internet argosunun bir parçası. Esas olarak online oyun jargonunun bir elemanı olarak karşımıza çıkan bu kelimenin pwned olmasına dair çeşitli rivayetler var. En çok rağbet gören açıklama ise typo, yani kelimenin yanlış yazılmış olması. Q klavyede o ve p'nin yan yana olduğu düşünülecek olursa, gayet mümkün bir senaryo.
Black Metal klipleri
Aslında genel olarak black metal kliplerinden ziyade, photoshoplanmış Immortal grubu fotoğraflarından oluşan bir mem. Enteresan makyajlara sahip bu grup dağa bayıra çıkıp yaradana haykırırcasına fotoğraflar çekince, birilerinin bunun komik olduğunu fark etmesi çok uzun sürmedi.
Einstein Blackboard
Einstein'ın karatahtaya elinde tebeşirle bir şeyler karaladığı fotoğrafı görmeyenimiz pek yoktur. 2001 yılında hetemeel adlı bir site Einstein'ın tahtaya yazdıklarını ortadan kaldırarak bu mem için bir şablon yarattı. Çeşitli forumlarda photoshop bilen kullanıcıların bu şablonu bir meme dönüştürme konusunda tek yapması gereken yaratıcılıklarını kullanmasıydı.
Pics or It Didn't Happen, Tits or Gtfo
4chan, Something Awful, Digg, Reddit gibi sitelerde bu tabirle sık sık karşılaşmak mümkün. Özet olarak, inanılması güç bir olay paylaşan birine verilen kuşkucu yanıttan ibaret. Örneğin biri o akşam seviştiği çok güzel bir kızdan bahsediyorsa olaya temkinli yaklaşanların cevabı, İnci jargonuyla örnekleyecek olursak, şöyle bir şey oluyor: "caps ver piç".
Namı diğer, Rus Rickroll'u. Arkady Ostrovsky adındaki bir sanatçının seslendirdiği bu nadide Sovyet dönemi eseri, bir mem olmayı hak edecek her türlü özelliğe sahip. Yer yer Goatse.cx'den daha sinir bozucu olduğunu eklemekte de fayda var.
2004 yılında Deviantart'tan çıkma bu flash animasyonu, absürdlüğüyle mem dünyasında saygıdeğer bir yer edindi. Sözlerin betimlemekte yetersizleştiği, görmeden geçilmemesi gereken bir video.
2009 MTV müzik ödüllerinde en iyi bayan video ödülünü alan Taylor Swift'in konuşmasını bölerek sahneye atlayan, MTV dünyasının Ahmet Çakar'ı Kanye West, "çok sevindim senin adına, 'bi dakka söz verecem sana', tüm zamanların en iyi videosu Beyonce'unki" diyerek sahneden uzaklaştı. Daha sonra birisi bunu Kanye'nin Obama'nın sözünü kesiyormuş gibi göründüğü bir video şeklinde düzenleyerek yeniden internete sundu. (mashup) Daha sonra bir sürü yeniden düzenleme örneği çıktı, hatta bunu kolaylaştırmak için "kendi Kanye videonuzu yaratın" diye bir site dahi kuruldu.
Kısacası internet memleri saymakla bitmez. En büyük yabancı internet memlerine değinmeye çalıştım ancak şüphesiz ki unuttuklarım, hatta bilmediklerim olacaktır. Bunlar kadar büyük olmayan Girugamesh, Peter Crouch can do Anything, Internet Hate Machine, Grammar Nazi, I Drink Your Milkshake, This is Sparta, Epic Beard Man gibi daha onlarca, hatta yüzlerce mem var. Bu konuda yapılmış bir site olan -yazıda da büyük oranda yararlandığım- knowyourmeme.com sitesi görmeye değer.
İnternet, 4chan gibi siteler ve mizah var olduğu sürece memler her zaman var olacaktır. Bunları boş zamanların işi olarak görmektense mizahi, sosyal ve entelektüel farkındalığın araçları olarak görmek mem kavramına daha derinlikli bir bakış açısı sunacaktır diye düşünmekteyim.